13 Şubat 2012 Pazartesi

Gözyaşlarının payı...

Dizimizde ciddi bir su sıkıntısı yaşanmıştı. Kuraklık boyutunda. Toprak çatlamıştı. Asi Nehri  o zaman Demir, İhsan Bey'i kurtarsın diye  sanırım ters ters davranmış olmalı ki taşmadı, tarlaları sulamadı. Kuyular açılsın da Demir’e, İhsan Bey’i kurtarma yolu açılsın diye.

Şimdi taşarak kuruyor Asi Nehri. Özlemden kurudu, kavruldu o su yatağı bile. Özlemden taşıyor. Havaalanlarına doluyor. Bir uçağın tekerine değmek için.  O tekerle, şimdilerde İstanbul'da yaşayan bir çiftçi kızın kentine gitsin, onun geçtiği yollara aksın diye. Yeni Asi'yeler'e selam vermek üzere.

Tabii var değil mi? Hem de nasıl payı var o sevdalıların gözyaşlarının Asi Nehri’nin taşmasında.
Acemi Demirci, Sohbet Köşesi, 01.02.2012


melinda

Yalnızlığı paylaşmak...

Demir... Geçmişinin haklı acısıyla gelmişti oraya... Cehenneme çevireceğim diye yemin etmişti oraları, ateşe verecekti… Gözü ürkütücü bir düşmanlıkla bakıyordu. Düşünüyordum… Ben olsam… benim annem… benim kardeşim olsa… Ben de bakardım öyle diyordum... Cehenneme çevirmek için belki de hazır hissederdim kendimi, unutacak olacağım anlarımda yanımda bana o zamanları hep hatırlatacak bir teyzem olurdu. Öfkemi güçlendirir, kinim de hep dipdiri kalırdı... Hak veriyordum vermesine de... Anlamadım sonra... Nasıl unutur insan... Nasıl vazgeçer yıllandırılmış bir öfkeden... Nefretiyle korkutan bir adam… nasıl olur öyle…

Dedem hep 'iyi insan, kötü insan yoktur kızım' derdi...'ikisinden de var içimizde... seçimi yapacak bizleriz '...

Aydınlıktı bir tarafı insanoğlunun... bir tarafı da… karanlıktı işte… Yaratılmışlığında vardı bu... Seçimleri onu 'o' yapan oluyordu... Ya da hayatın ona gösterdikleri... Bu derince meselenin sırrı tesadüfler mi, şansımız mı ya da bize bahşedilen gücümüz mü? Hepsi ya da... hiçbiri…

Demir'in payına düşende Asi oluyor... Hani gözleri sevgiyle de bakmıyor Asi'nin... öyle karşısındakine kolayca alışan, sessiz yaklaşan biri de değil... Siyah buklelerini savuruyor, toprakta kendinden emin ve hep meydan okuyor, atın üstünde rüzgarla savaşıyor, gözleri büyük bir güçle karşısındakini eziyor... Yüzü su gibi saf belki insan kapılıp gidiyor ama sözleri ağır bir ok gibi de çarpıp duruyor...

Karanlık tarafının Demirin epeyce sıkı bir düşmanı oluyor, aydınlık tarafı içinde bir asi olup çıkıyor, isyanı basıyor, yorgun yürekli bir adamken Demir hayat verdiği nefesle kendi nefesini buluyor... Kalbinin sesini duyuyor... Annesinin ölümüne sebep bir soydan gelen kız içinin aydınlığı oluyor...

Asi, yüreği babasının çaresizliği içinde, çiftliğinin ışıklarının söndürüldüğünde, şöminenin önünde içine doğru dönüp karanlığın bitmesini bekliyor... Demir, çiftliğin önünden geçerken ailesiyle, gözleri ışığın olduğu pencerede, yüreği Asi'nin peşinde takılıp kalıyor...

Aydınlanmış yüreği, Asi'nin yalnızlığına dayanamıyor...

Çalan telefona baktığında Asi, içinden ne geçiriyor anlamıyorum… Seviniyor mu? Bilmiyorum… Ama suskunlarda Asi… Bir süreliğine… Demir ‘eğer korkuyorsan’ diye başladığı cümlesini yarıda kesiyor keskince ‘ hayır… korkacak bir şey yok’ diyor… Demir’in mağrur sevgilisi unvanını bir kere daha gün ışığına çıkarıyor. Demir elinde feneri, çiftliğin arka bahçesinde gözleri ışığın olduğu pencerede… Gülümsüyorum kocaman Asi, Demir’i azarladığında, Demir’in ‘seni yine mi kızdırdım’ diye içerlediğinde…

‘Yalnız olmadığını görmek istersen, kalkıp pencereden bakman yeterli’…

Pencereye doğru yürüyor Asi…Perdeyi araladığında dışardaki soğuk karanlığa bakıyor…

‘Baktım. Ne görmem gerekiyor?’
‘Hala görmüyor musun?’

Karanlığın içinde bir nokta fenerin ışığı… Asi’nin yüzünde kocaman bir gülümseme oluyor, o asi kız sıcacık oluyor… Küçük bir nokta ışık… Sevgiyle kabartıyor içini… Anlamadım diyordum, Demir niye unuttu öfkesini diye… İşte bu gülümsemeyi görmek için… Bu ufacık tebessüm her şeye değiyor...

‘Şimdi görüyorum…’

Demir’in de içini görüyor belki de… Önyargılarını rafa kaldırıyor kısacık bir an… Gene de kuşkuyu seviyor Asi…

‘Bu numarada tecrübeli gibisin?’

Telefonun diğer ucunda Demir, belki de en çok bu hallerini seviyor Asi’nin… Gülümsüyor…

‘Nerden anladın… Evet aslında tecrübeliyim’

Kızgın yüzünü getiriyor belki de gözlerinin önüne, perdeyi çekişini seçebiliyor durduğu yerden, içinde onu öfkeli görmekten hoşlanan hınzır bir çocuk var sanki…

Asi, pencereye sırtını dönüyor Demir’e döner gibi… Yüzünün hali değişiyor… Telefonu yüzüne kapatır diye bekliyorum o an, belki de son kelimesini dinleyip kapatacak…

‘İyi tahmin… Korkmasın diye kendi ışığımı açıkta tutardım, kapının altından ışık geldiğini görsün, rahat uyusun diye ışığımı kapatmazdım… Melek karanlıktan korkardı, ışığı görünce uyuyuverirdi...’

Asi’nin güzel olduğu anları çeşitliydi… İnsanın güzelliği değişir mi… Onunki değişirdi… Yeniden Demir’e döndü, perdesini yeniden aralayıp yüzüne o… büyülü temizliği yerleştirdi… Dudağında huzurlu bir tebessüm kırıntısı duruyordu, dışarıya Demir’e bakar gibi bakıyordu… Öyle güzeldi ki... ’Teşekkür ederim’ dedi sonra… Yalnızlığını paylaştığı için mi, yalnızlığı paylaşan Demir olduğu için mi, yalnızlığını paylaşan Demir gibi ince ruhlu bir adam olduğu için mi...

Demir, feneri ağaca astı… Asi’nin karanlığına bir ışık yaktı… İçindeki aydınlığın bir zerresi dahi değildi… O kocaman gülümsemeyi görmesini dilerdim Demir’in…

TUBASİ , Sohbet Köşesi, 3 Şubat 2012



Balim 

Asi bereketi...

Asi…
akan bir suyun kaynağı olarak geçtiği toprakları sulayıp bereketlendirdi… etrafında doğa canlandı… toprak bazen bire bin verdi… bazen ketum kaldı...
ve… insanlar sevdalarıyla… acılarıyla… yaşamlar oluşturdular…

sanal dünyanın ürünüydü bizim Asi'miz… 2007'de akmaya başladı… bizim dünyamıza...
öyle şatafatlı bir dizi de değildi hani… reklamı da aman aman yapılmadı…
pek çok dizi gibi o da inişler çıkışlar yaşadı… yaşattı…
ancak… adını koyduğumuz/koyamadığımız bir biçimde yüreğimizden yakaladı bizleri… gerçek ya da gerçeğe en yakın haliyle belki de…
o gün bugündür aramızdaki bağ hiç kopmadı… yaşamımızın 5 yıl Asi'yle geçti… görünen o ki… uzun yıllarda geçecek...

Asi bu…
yatağına sığmaz taşar zaman zaman...
bize de öyle oldu… dolduk... taştık… yüreğimiz dar geldi…
forumlarda… duygularımızı… düşüncelerimizi paylaştık…
paylaştıkça çoğaldık...
tanış olduk...
arkadaş olduk...
can olduk...
çoğu artık yeni yetmelik dönemlerini gerilerde bırakmış...
etrafına biraz daha korku ve şüpheyle yaklaşan insanlara… bu yaşlarda da yeniden arkadaşlıklar kurulabileceğini öğretti...
hem de hepi topu 71 bölümle...
daha devam etseydi... halimiz ne olurdu varın gerisini siz düşünün…

*naile*, Sohbet Köşesi, 2 Şubat 2012


TWETY(C) / 2008


10 Şubat 2012 Cuma

14. Bölüme Dair


Çok şiddetli oldu o etkileşim...
Aslında Demir'in dışa vurduğu şeyler sadece zaman zaman söylediği sözler değil. Asiye her bakışında içi titriyor. Bu ona kızgın olduğunda da böyle. O bakışları kaybetmedi… hiç bir zaman. Sadece kızınca biraz daha hırçın baktı Asi'ye. Her şey bakışlarda gizli. (Melih Kibar'ı saygıyla anıyorum!) 
Bir gün eğer Demir Asi'ye böyle bakmazsa o zaman her şey bitmiştir demek benim için...
Bundan sonrası için şunu söyleyebilirim...
"Bazen gurura baskın çıkar aşk
Silersin geçmişini bu uğurda
Hiç acımadan bir çırpışta" 

ağır-abla / 4 Şubat 2008


3 Şubat 2012 Cuma

13. Bölüme Dair

Belki de güven Demir için aşk demekti. Belki bu yüzden bu kadar kızgın. “Güvenmiyorsa beni sevmiyor” demek mi acaba onun için?
sevda123 / 1 Şubat 2008


2 Şubat 2012 Perşembe

Susuzluğun yeri...



Haberi okuduğumda benimde ilk aklıma gelen şeydi. O Asi nehri birilerini çok özlediği içi taştı dedim içimden. Demek ki özlem sadece bizde değilmiş. O özlem o kadar büyükmüş ki Asi nehri bile dayanamadı. Dizi oynadığı zamanlarda hatırlarsınız susuzluk yüzünden su kuyuları aranır hale gelmiş. hatta Demir İhsan Bey’i ölümden kurtarmış, Neriman Hanım da ondan sonra inadından vazgeçip evlenmelerine izin vermişti Asi ile Demir'in. 
Ama bakın şimdilerde o susuzluğun yerini… koskaca bir özlem almış. 

meryemce , Sohbet Köşesi, 31 Ocak 2012



Resim / ASİİ_MT / 5.04.11

Birkaç yıl öncesine özlem...


Asi Nehri,  şimdilerde en asi nehir. Sadece adından değil asiliği, çektiği özlemden. Çok değil birkaç yıl öncesine özlemi. Suyuna değen ayaklara, kenarında oturan kıza, üzerindeki köprüde buluşan sevdalılara.
Sularında can aldığı bir kadının oğlunun, sularından kurtardığı bir çitçi kızla aşkına Asi’nin özlemi. Bir masala. Ters akmayan bir masala. En sarp tepelerden, dikenli düzlüklerden, dik dağlardan akarak ulaşılan masal denizine hasreti. O masalın akıntısı zamanın ta kendisi. Zaman durdukça duracak, çağlayacak bir akıntıya.
Asi taştı. Sanki bir yerlere ulaşmak ister gibi çıktı yatağının dışına. Havaalanına aktı suları, oraları yalayıp geçti. Suyuyla doldurdu koca meydanı. Sanki bildik ayak izlerini arar gibi. O ayak izlerinin aynından Kozcuoğlu çiftliğinde, tarlalarda, ağıllarda, kırlarda da var. Bir de at nallarıyla birlikte Samandağı sahillerinde. Hatay’ın her köşesinde.
Asi Nehri’nin suları, İstanbul’a giden uçakların konduğu havaalanını yaladı. Kendi gidemez İstanbul’a; ama suyuyla ıslanan uçak tekerleklerinde gider belki oralar diye.
Asi özlemle taşıyor. Biz ne yapalım koca nehir özlemle böyle dolar taşarsa. Acaba o taşkında komşu çiftliklerde oturan sevdalıların akıttıkları gözyaşlarının da payı var mı ki?
Acemi Demirci, Sohbet Köşesi, 31.01.2012

Resim / Adminka

O kadar yakıştılar ki!

Piyasada güncel onlarca dizi varken, aradan 2 yıl geçmesine rağmen ASİ’nin aynı ilgi ve alakayla takip edilmesi  bence  sosyolojik bir durum, tez konusu bile olabilir. Asi ve Demir birbirlerine o kadar yakıştılar ve bir oldular ki; onlara yakınlık duymamak, onlarla sevinip onlarla üzülmemek elde değildi. Bizi hemen içlerine aldılar, o elektriği bize geçirdiler.

Asi ve Demir tabiî ki her şeyin başında ama; zarif Defne’nin, içi dışı bir Neriman Hanımın, duygusal Kerim’in, hak gözeten İhsan Bey’in, hin Cemal Ağa’nın, gururlu Süheyla’nın, mağrur  Melek’in, deli fişek Aslan’ın, duygusal Gonca’nın, iç güveysi  Ziya’nın, fettan Sarmaşık’ın, hırsına yenik düşen Ali’nin, her  eve lazım Fatma Ananın, fedakar Ökkeş efendinin  ve dünyalar tatlısı Asya’mızın hakkını teslim etmemiz gerekir. Doğal platonun içindeki evler, ağaçlar, yöre insanı, tarlalar, gökyüzü, uçurtmalar, börtü, böcek, çiçek yöresel tatlar, gelenekler, görenekler, saygı, sevgi vs. Bu dizinin yazarına, yönetmenine, oyuncularına bize ulaştıran, emeği geçen herkesin eline sağlık.  elmalı pay, Sohbet Köşesi, 29 Ocak 2012

(BARCA) / 13.11.08 

Asi'ye bir baksalar...

Hani su gibi akar derler ya. Hani coşkun sular yataklarında akar ya. Düz ya da kıvrıla kıvrıla. Mesela Hatay’da. Bir coşkun Asi’de.

Akar gider nehirler ovalar boyunca. Yolunda. Doğal yataklarında. Taşlara yosun bağlatarak. Çakılları parlatarak. Kumları dibe dibe öğüterek. 

Dizilerin de bir akışı var. Kiminin yatağı küçük bir dere; kiminin ulu bir ırmak.

Kütükleri bile sürükler bazen bir nehir coşarsa. Ama kimileyin de kütükler bent olur ona.

Bir dizi aktı tek; bir tek. Tek bir dizi. Yormadan. Su gibi aktı.

Su oldu; yatağını buldu. Adı Asi konmuş. Ovaları suladı Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de, Bursa’da. Şimdilerde Azerbaycan’da, Sırbistan’da. Ondan önce hatta Arabistan’da. 

Yatağında akarken güzeldir nehirler. Önü kesilmeden.

O tek diziden gayri tek bir dizi göremiyorum yatağında aksın. Habire önü kesiliyor dizi derelerinin, çaylarının, nehirlerinin. Açmazlara, çıkmazlara yönlendiriliyor yataklarından. Ani kesişlerle sapıyor sular; koca nehir küçük kollar oluyor, dereye dönüyor. 

Oysa Asi’ye bir baksalar. Nasıl da akmıştı kendiliğinden  sulaya sulaya yüreklerimizi. Kandıra kandıra kavramların harmanından içirtmişti hepimize.

Bir Çocuk Sevdim dizisinin adına ısınamamıştım baştan. Başladıktan çok sonra izledim. Hep ağlayan bir kız vardı;  nasıl dinecek gözyaşı, merak ettim. O dizi de yatağını bulamıyor daha şimdiden. 

Onca çalışanın, ekmek yiyenin geçim kaynağı hiçbir diziye laf söylemek istemem. Ancak, küçük bir çıtlatma faydalı bile olur. Zira önü kesilen, yatağında akmayan, ansızın kıvrılan nehirler, ya bir yüksek kayadan denize dökülür ya da sonunda kurur.

Acemi Demirci, Sohbet Köşesi, 27.01.2012


SEFA 66

Örtü...

                                                                    Zamanın acıların üstüne ince şeffaf bir örtü çektiğini biliyorum kendi deneyimlerimden. Ne uzak ne yakın her zaman sizinle… Ama yine de hayata bir yerlerinden tutunmamız gerekiyor... 
serapSU , Sohbet Köşesi, 26 Ocak 2012