26 Ekim 2011 Çarşamba

26 Ekim 2011... Asi'mizin yıl dönümü



26 Ekim 2007
26 Ekim 2011

Bugün Asimizin yıl dönümü



Dostlar...

Tam dört sene olmuş ilk yayınladığı günden bu güne. Eksilmeyen... arttıkça artan bir sevgiyle geldik bu güne. Ne yaparsak yapalım yetmeyen bir ilgiyle. Seyretmelere doyulmuyor, kaydetmelere doyulmuyor, yazmalara doyulmuyor. Doymuyoruz velhasıl Asi'ye. Dört sene su gibi akıp geçti... ondörtler geçecek... kırkdörtleri biz görür müyüz bilmiyorum ama geriye dönüp bu yazıları okuyanlar söylemişler vaktinde diyecekler... “Asi'yi sayıklayışlar ne kadar güçlüymüş ilk başlardan beri...”

Asi-Demir... Asi dendiğinde akla gelen her şeyi kapsasın istemiştik baştan beri. Sevgili usayken ile birlikte böyle bir süreci başlattığımız gün oldu Asi'nin 4. yıldönümü.

'Bölümlere Dair' sayfalarında, ilgili bölüme dair her şeyin bulunabileceği bir alan oluşturmaya çalıştık;

Yayın tarihleri
Fragmanları
Özetleri
Kapsamlı fragmanları
Bölüm İzle
Yorum ve görsel karmaları
Funda replikli görselleri
İmza & avatarları
Set ve Kamera Arkası
Reytingleri

... ile Asi'nin o bölümüne ait bütünü bir başlık altında ulaşılabilir olsun istedik. Asi'yi her boyutuyla kucaklayalım... bilelim... ulaşalım istedik. Gönül ferahlığıyla söyleyebiliyorum ki... çok mutlu olarak sayfalarına emanet ettik artık 1. bölümü... dokunulmamış hiç bir detay yok çünkü gerimizde. Gözümüzden kaçan varsa da... sizlerin gözünden kaçmayacaktır... tamamlarız elbirliğiyle. Ve yüreklerimizde köpük köpük umutlar… bu sayfaları emanet edeceğimiz gençler Asi’nin geleceğini yazacaklar ileride…

usayken ve ben… keyifli bir yolculuk diliyoruz size Asi’nin birinci bölümünde

25 Ekim 2011 Salı

Anne... ben geldim...

Asimiz tekrar bizlerle… çok mutluyum.

Bugün beni kalbimden vuran repliği paylaşmak istedim.

Demir annesinin mezarının başında...

D:Anne ben geldim... elini tuttuğun oğlun… ne kadar büyüdüğümü görmeni istedim

Çok hüzünlü bir sahneydi

Harika bir bölüm izledim... yıllar sonra bile söylemeden geçemeyeceğim... bütün asi ekibinin ellerine yüreğine sağlık

page, Sohbet Köşesi, 25 Ekim 2011


İlk günkü heyecan ile...

Tek sevdiğimiz ve en unutulmayanımız Asi'mizin tekrar ekranda boy göstermesi, haklılığımızın bir göstergesi değil mi? Hangi dizi bunca yıl sonra ilk günkü tazeliğinde izlenir? Sanırım kanal D'de bunun farkında, geçen yıl Star’da oynamıştı aynı saatlerde... Ve bu böyle devam edecek, her yıl bir kez daha bizleri heyecanlandıracak...

İzleme olanağına sahibim ve şanslıyım çünkü işimde tv var ara sıra da olsa bakabiliyorum...Bugün yağmurda at üzerinde ıslandıkları ikinci bölüm vardı... Aynı ilk günkü keyifle izledim... Neriman, İhsan ,Fatma Anne, Defne, Gonca, Ceylan, sıcacık aile sohbetleri, Cemal Ağa'nın hinlikleri, Sevinç, Ökkeş, Aslan, Kerim ve tabii ki Asi ile Demir...

Tekrarını internetten izleme şansı olsa da, TV’de izlemek, belki de herkesle aynı anda izlemek, çok büyük keyif...

İzleyemeyen Asi dostlarım üzülmeyin, ben hepinizi düşünerek izliyorum ilk günkü heyecanla...

kıvırcık, Sohbet Köşesi, 25 Ekim 2011


MERVE61

Asisiz geçmeyen yıllar...

Kızımın dizisi başlamış; Asi. Kanal D bile üçüncü kez veriyor. Reytingde de ilk 70 içinde. Birinci gün, kimselerin pek haberi yokken.

… izleyemeyeceğim… ne yapsak o saatlerde rapor mu alsak! Evde cd’den izlerim ben.

İzlerken bütün sevgili asi severlerin de aynı anda izlediğini bilmek çok başka bir duygu oluyordu benim için. Bu yüzden üzgünüm ama gene de Tuba ‘Bu sene yokum’ dese de, Kanal D bile Tubasız kalmamıza dayanamamış. Bizi mutlu etmeye karar vermiş.

İzleyen arkadaşlar bizim için de izleyin lütfen ASİ’Mİ… Demir’imi, Neriman’ı, Defne’yi, Asya’yı, İhsan Bey’i, Cemal Ağa’yı ve diğerlerini. Biz de izlemiş gibi oluruz o duyguyu yaşarız. Tubasız bir yıl zor geçerdi… Asisiz ise hiç geçmezdi… hiç geçmezdi…

minikkulak, Sohbet Köşesi, 24 Ekim 2011

surus_38

Çeyiz sandığı... bakır kaplar...

Peri bacaları kentlerinden Ürgüp'ü anlatmışın. O yüzden okurken daha bir heyecanlandım. Zira annem de babam da oralardan. Ürgüp’ten değil ama Peri Bacalı bir başka kentten. İçinde Ihlara olan kentten.

Çocukken bağlarda kaplumbağa peşinde koşmaya bayılırdım. Babaannemin tarihi koca taş evi hemen Nevşehir sınırındaydı. Kesme taştan. Oymalarla süslenmiş. Duvar kenarları, pencere kenarları nakışlı. Avlusunda kocaman tahta üstü kavisli, kilidi zemberekli bir kapısı vardı. Hani şimdi dizi çekilenlerden. Hatta bir yazım da var o ev ile ilgili. Oranın dehliz gibi soğuk, koyu ve derin kilerlerine yani kayıtdamlarına dair. Neler olmaz ki kayıtdamlarında. Tulumlarda peynirler, kumun içine ters gömüşmüş çömlek peynirleri, küplerde turşular, pekmezler, kilelerce, şiniklerce, çuvallarla buğday, fasulye, nohut. Kışlık yufka ekmek. Kurutulmuş meyveler. İğdeler. Kuru üzümler ki tavanlardan sarkar. Kış için kavunlar. Küplerde tereyağları. Unlar. O ev hala duruyor. ASİ’de ora kültürüne yatkınlık ve yakınlık vardı. Bazı adetlerde mesela. Mesela çeyiz sandığında, bakır kaplarda, el dokuması halılarda. Başka şeyler de vardı çokça.

Tandırlar olur. Hatta düşmüştüm bile babaannemin koca taş evinin tandırına. Yanmıyordu Allah'tan. İlk kez yerde ocak olduğunu daha dört yaşında düşerek öğrenmiştim. Çevresi koca kazanlarla çevrilidir tandırın olduğu koca kubbeli, kemerli taş holün. Pekmez pişirmek için bağlardan toplanan üzümler dolar o kazanlara. Pekmezin ateşi de üzüm bağlarındaki omcalardan budanan dallarla sağlanır.
TUBASİ, oralar başkadır. Şu an bir dizi var orada çekiliyor. Dediğin, Ali’nin oynadığı dizi. Yani Kandemir sanırım o da o oyuncunun şu anki dizisi. Bazen rast gelirse bakarım. Ne de olsa memleket. Ama hangi gün olduğunu bile tam bilmiyorum dizinin. Sanırım hep de geç saatlerde denk geldi bana.

Doğası başka, rengi başka, başka başka türde pek çok üzümü bambaşka, mimarisi başka mı başka yerlerdir orası. Seyri bile başkadır. Havadan. Balondan bakılır oralara.

Acemi Demirci, Sohbet Köşesi, 25 Ekim 2011


MELEK

Zorluydu belki...

Bir süre önce Türkiye'nin muhteşem şehirlerinden olan Ürgüp'e bir arkadaşımı ziyaret amacıyla gitmiştim. Tarih kokan ve hep öyle kalacak şehirlerden orası, bozulmamış taptaze. Tıpkı Antakya gibi.... Kanbolat Görkem Aslan'ı bilirsiniz. Bizim Ali hani. Tıpkı Antakya'da olduğu gibi Ürpüp'te de çok sevilmiş, Ürgüp halkının gönlünü kazanmak zor iş hani ama kurduğu harika iletişimle belki de en çok sevilen oyunculardan olmuş. Öyle ki esnafı 'Görkem naptın' diye konuşuyorlardı onunla, dizideki karakterinin ismiyle çağrılmayan tek insan bu arada orda. Kısacık bir sohbet olanağımız oldu dizinin oyuncuların tek uğrak noktalarından olan bir barda. 'Hep en sevilen oluyorsun gittiğin yerde ' dedim ,'İnsanları seviyorum da ondan' dedi. Samimice, içtenlikle söyledi. ASİ 'den bahsettik biraz... İki seti sordum, hangisi daha iyiydi diye. Belki de bir oyucuya sormamak lazımdı böyle bir şeyi.

'Antakya'nın anısı daha fazla' dedi gülerek, üstüne düşsem de gerisini getirmedi. Konuyu değiştirdi 'orası daha zorluydu belki de ondan daha sıkıydı aramız ' dedi.

Nam-ı diğer Ali'den bunları duymak ve hatta arada sırada Antakya'ya gittiğini bilmek mutlu etti beni, demek ki yalnızca bizleri değil o hikayenin bir oyuncusunu dahi etkilemiş orası. Asi'nin ödüllerinden söz ettik. O başarıyı beklediğini söyledi ama ödül töreninden habersiz bırakılmış olmalarından biraz sitem doluydu, azıcık dedikodu yaptık.

Başka ne konuştuk hatırlamıyorum şimdi, uzun zaman sonra yeniden biriyle oraları konuşmanın mesti içerisinde bir de karşımda tanıdığım en sıcak insanlardan biri otururken hafızam silinmiş olmalı. Tanınması gereken tatlı insanlardan Görkem Aslan. Asi'yi, özellikle setini bir de ondan dinlemek lazım.

TUBASİ, Sohbet Köşesi, 24 Ekim 2011


eda

Sığınacak liman...

benim için hep zor zamanların sığınılacak limanı olmuştu Asi…
bugün de beni yanıltmadı…
başka bir işle uğraşıyordum ki… kulağıma gelen unutulmaz müziğinin ilk tınısı oldu...
ekranda Asi vardı...
Asi sularına Demir attığım...

aranızda olamamıştım bir süre...
ev halkı olarak yaşadığımız sağlık sorunlarının üstesinden geldik sayılır...

ama... ülke halkı olarak üzüntü ve sıkıntılarımız katlanarak devam ediyor...
kısa bir süre içinde yüzlerce sayıya ulaşan insanımızı yitirdik...
sanal dünyada... iletişim organlarının pek çoğunda paylaşılan haberlere bakılırsa...
insan kadar...
insanlığımızı da yitirmişiz meğer...
bence acı olan bu...
başkalarının acılarından mutluluk duyar hale getirilmişiz
"acı"da bile birbirimizi "öteki"leştirmekten geri durmamışız...
bize yakışmıyor...

çok kültürlü bir coğrafyanın son sakinleriyiz... binlerce yılın harmanında beraber savrulduk...
özü ve gözü bir ağlayan insanların...
yeryüzünün neresinde olursa olsun göz yaşı aynı renk...
yüreğinin tam orta yerine yumruk gibi inen acının tadı da aynı...
duygularımız sömürülmemeli...

öte yandan... yaşanan acılar insan elinin... aklını kullanamadığının ürünü... yani... hiç biri takdir-iilahi değil...
bunun ardına sığınmak kolaycılıktır...
terör de... doğa olayları da önlenebilir... üstesinden gelinebilir olgular... hiç biri kader değil...
yeter ki...
doğru insanlar... doğru soruları... zamanında... sorma cesaretine sahip olsunlar...
yeter ki...
çözüm üretmede "akıl"... duygularımızın önüne geçsin...

bilgi çağında yaşıyoruz... ama öte yandan... ortaçağ mantığında yerleşim yerleri inşa ediyoruz...
okullarımız dere yatağında... ama öğretmen gönderemediğimiz öğrencilere son model tablet pc reklamı yapıyoruz...
devlet denetiminde yaptırılan kamu binalarımız her nedense ilk doğa olayında yerle bir...
sormuyoruz... sorgulamıyoruz... işi tevekküle bağlayıp... kurtarıcı bekliyoruz... hala...
kendi kendimizi yok ediyoruz... farkında olmadan...
değerlerimizi...

bilimin... bilginin yol göstericiliğinde... yaşanabilir bir ülkenin mutlu... esenlikli insanları olmak o kadar da zor değil...

bir şarkının dizesi takıldı dilimin ucuna...
"kader diyemezsin...
sen kendin ettin"...

nereden... nereye geldik...

oysa... Asi için geçmiştim pc başına...
gözüm bir yandan ekranda...

ve Demir beklenen cümleyi söyledi...

"Asi...

adı Asi'ymiş..."

yazgı... ya da kader... hiç bir zaman kedere dönüşmesin...

*naile*, Sohbet Köşesi, 24 Ekim 2011


snm

22 Ekim 2011 Cumartesi

Burada Asi harman edilir...

Hatay’ın harman meydanında pekişti bizim öykümüz. Hatay’ın harman meydanında harmanlandı onca kavram. Nefreti de, sevgisi de, varlığı da yokluğu da, acısı da tatlısı da, ağası da çobanı da, kültürü de tarihi de, mimarisi de yemekleri de. Hatay bu, orada neler harmanlanmamış ki. Kültürler harmanlanmış en zengininden. Tarih harmanında savrulmuş nice nice yitmiş bitmiş olgular. Hatay bu ekinler de harmanlanır orada, sevdalar da.

Biz de bir harman kaldırdık Hatay’da. Bir defasında. Ve son defasında belki de. Adı, Hatay’a can veren nehirden gelme. ASİ. Ama bu nehir can verdiği gibi can alır da, can yakar da.
Dolu buğday başaklarını devşirmedik biz harmanımızda tek. Buğday devşirdiğimiz de oldu olmasına ama mısırından, domatesine hasat yaptık. O tarlalarda yeşeren bir destansı sevda ile birlikte. Başaklara uzanıp uyuduğumuz da oldu. Başakların rüzgarda salınışlara dalıp gittiğimiz de.

Olgun başaklara bakarak olgunlaştı belki hem sevdalılarımız hem de sevdalılarımızın anababaları, teyze dayıları, ağaları, çalışanları. Öyle hamdı ki başta yaklaşımlar bir beklenmedik, bir istenmedik, bir köşe bucak kaçılası sevgi karşısında, vurgun yedi sanki duyanlar bu sevdayı. Tetirliydi, acıydı, kekremsiydi ilkin bu sevdanın dillerde bıraktığı tat. Sonradan künefe yemiş gibi olsalar da bu aşktan bahsedenler.

Bir sevda masalı ile kucaklaştığımız Hatay ovasında, esintili Hatay dağlarında, daracık Hatay sokaklarında biz harmanın hasını yaptık. Tarımından, koyun sürüsünden, atından, şenliğinden, sabun mağarasından, caaanım Hatay yemekleri ile donatılmış masalara, taş konaklarına dek.

Bir harman ki hasadımız bitmez tükenmez. Ürünümüz artar, eksilmez. Üredikçe ürer. Gönül vermişlerce yazılır çizilir. Burada ASİ harman edilir.

Acemi Demirci
, Sohbet Köşesi, 19.10.2011



DUYGU

Yağmurdan mı ıslanmış...

Hepimiz aynı ve tek bir olguda bazen aynıyı bazen başkalıkları gördük. Hepimiz aynılığın birliğinde sevdik Asi'yi. Bu arada hepimiz başkalıkları yakalayabildik kendi penceremizden bakarken. İşte bu başkalıkları yakalamak bizi zenginleştirdi, Asi'yi zenginleştirdi. Gönül birliğinde görüş çokluğunu yakaladık. Her okuduğumuz yeni iletide başka ufuklara da yöneldik. Ama "ille"ler hep "ille"
olarak kaldı;

"Çiftlik, Antakya sokakları, Hatay'ın tamamı, tarlalar, yağız atlar, yağmurdan mı ıslanmış aşktan mı birbirine karışmış at binen aşıklar, Hatay mutfağı, terasın esintisindeki içli sohbetler, sabun şenlikleri, çiçekli fistanlar giyen İstanbul görmemiş çiftlik kızları, çapraz takılan gön çantalar, has deriden binici çizmeleri, maşalı saçlar, Asi'nin yeşil sularının kenarındaki yosunları Asiye'nin yosun gözlerinde görmek, koyunların meleştiği otlaklar, koyun sürüleri, taş konaklar…
Bunların Asi'ydi.

Bunlarn hepsi bizim Asimiz oldu.
Bunca çokluk tekliğe indirgenince adı ASİ oldu.
Tıpkı bunca ayrı köşelerdeki, ayrı koşturmacalardaki, deniz kenarındaki, göl kenarındaki, dere kenarındaki, okyanus kıyısındaki, bozkırdaki onca insanın bir sevgide tek bir oluşu gibi.

Acemi Demirci, Sohbet Köşesi, 15.10.2011


GZD

Toprağın avuçlardan döküldüğü yer...

Hepimizin bir Asi'si oluştu... Gerçi ben bu fırsatı çok sonra, hatta çok yeni yakaladım...
Oradan buradan izleyerek...
Üzerine çok konuşulacak, hep konuşulacak bir diziyle beraberiz... Hatta bir bütünüz onunla... İçindeki her bir ayrıntı "bizim..." bizden biri...

Hiç yorulmayacağız anlaşılan onu yorumlamaktan; hatta çoğaltacağız hayallerimizde...
Sonra ortak bir kalıba döküp yeniden kuracağız...

"Bitmeyen romantik bir yolculuk ASi..." Hiç bir zaman menzile varmak istemediğimiz...

Güneş doğarken... güneş batarken, karanlıkta...

Hepsi ASİ'de gizli...

Her yerde bir parçası var…
Metropolleri aşıp kırlara giden yüreğimizde...
Denizlerin kıyıyı dövdüğü yerde...
Toprağın avuçlardan döküldüğü, çamurların çizmelere bulaştığı, kuşların özgürce uçtuğu yerde...
Tohumun toprakla buluştuğu yerde…
Bire bin veren başakta...
Bütün nehirlerin köprülerinde...
Bütün isyanları ateşleyen fitillerde...
Yüreklerin beraber attığı yerde ASİ...

ozenc-can, Sohbet Köşesi, 14 Ekim 2011

MarilynMonroe