20 Temmuz 2011 Çarşamba

İki kişilik bir dünya...

Sıcak topraklardır güney şehirleri.
Sıcağı iyi bilinir güneyin kuzeylilerce bile.
Hep beyaz örtülüdür diye bellenmiştir güney.
Pamuk tarlalarından.
Ya da turuncudur sokaklar, caddeler bile her mevsim.
Turunçların renginden elbiseli şehirler vardır güneyde.
Limon çiçeğinden kokulu.
Narenciye dallarının dikenleriyle dolu.
Güney toprakları yazın kavrulur.
Çatlar yarık yarık, derin çizgilerle ayrılır.
Suya hasrettir.
Asi Nehri’nin sulamadığı topraklar.

Sıcak bir rüzgar esti bir gün ta güneylerden akşam üstü.
Tertemiz, apak duygular düştü gözler önüne bir Cuma günü.
Katranlarda vardı arada ama,
Katran karalarına bulanmış yaraları ak pamuklar sardı.
İki kişilik bir dünya yaşandı güneyde.
Güney’in Hatay ovasında, tepelerin eteklerinde.
Sahillerde at izleri , gönüllerimizde derin izler bırakarak.

İki kişilik dünya, pamuklar kadar temizdi.
Turunç rengi kadar sıcak.
Güneşte kavruldu, susuz da kaldı bu pamuk gibi, turunç gibi sevda.
Ama hep beslendi; biri asi biri demirden yüreklerde.

Sevginin hası olur da sevilmez mi?
Sevdik o yüzden.Hem de nasıl sevdik Hatay’da yeşeren bir sevgiyi.
Diziymiş miziymiş demeden üstelik. Gerçek belleyerek.
Bir diziyi sevdik.Bir sevgiyi sevdik.Bir şehri sevdik.
Bir şehrin mimarisini, dar sokaklarını sevdik.Antakya kültürünü sevdik.Doğasını sevdik.
Palmiyelerin gölgesinde gidilen bir çiftliğe vurulduk.
Çiftliğin taş duvarlarına da, eski mutfağına da, tavuklarına da, terasına da vurulduk.
O çiftlikte olmak istedik. Çiftçi olmak istedik. Zaten çiftçi ruhluyum, bilirim.
Sevgi; süreğenliği sağlayamayabilir. Süregelemeyecekti zaten sevdiğimiz olgu. Bir diziydi sonunda sevdiğimiz şey.Ama sevgi beslenebilir her sevence. Besliyoruz. Hem de bitmiş bir diziyi.Dizi diyene inanmadan.Bir sevgiyi, masumiyeti, naif bakışları, sevginin kini, düşmanlığı yenmesini sevip besliyoruz.
Gönden çizmeler giyip atla gezmeyi, lastik çizmelerde tarlada, bahçede dolaşmayı, el işçiliğiyle yontulmuş taştan evlerde oturmayı, nakışlara o evi yapan ustaları baktıkça hatırlamayı, bahçede ağaç altında, terasta oturup sohbet ederken tertemiz hava solumanın hazzını efsaneleştirerek sevdik.
Çiftlikleri, eski taş evleri, sabun şenliklerini, baharda kuzuların doğmasını, ama blue jean giymeye laf etmeden ille blue jean giymeden de genç kız olunabileceğini, kumaşın allısından, çiçeklisini, tiril tirilini, kenarına su taşı dikilmişini, yakasına ince dantel geçirilmişini bulduğumuz bitmiş bir diziyi sevgimizle besliyoruz bitirmemecesine.

Acemi Demirci, Sohbet Köşesi, 19.07.2011


MERVE61

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder