6 Mayıs 2011 Cuma

Ayırımı zaman yapacak...

Sevgili Dostlar,

Sanırım Asi’ye verilen değere, yeniden bizi üzdüğü günlere geri döndük, adının Monte Carlo TV Film Festivalinde geçmesiyle. Yaralarımızı mı kanattı desek… “Gördünüz mü bakın, biz yanılmadık” diyebilme fırsat mı verdi bizlere yoksa? Bir inançta tek başına tutunmaya çalışmak hiç kolay değil… hele inandığınız şey sanalsa ve sektöründe bile ‘eğlencelik’ bir şey olarak algılanıyorsa... sadece geçim kaynağı olarak bakılıyorsa. Ona yüklediğiniz ciddiyet ve farklı görüşünüz zor anlaşılacaktır… Tabi, eğer hiç anlaşılırsa!

Sanatçılar çağlar boyu zengin kişilerin, sarayların, kralların hatta kiliselerin himayelerinde eserlerini vermişler. Leonardo da Vinci gününün koşullarında hayatını idame ettirebilmek için pek çok kişinin hizmetine girmiş. Bu güne kalan Mona Lisa’nın yerine konabilecek hiçbir şey yok… ama sipariş üzerine yaptığı bir manastır yemekhanesinin duvarını boydan boya kaplayan ‘Son Akşam Yemeği’nin de öyle…

Müzik dehası Mozart… kendi döneminde hayatını kazanmak için vermiş bütün eserlerini… Babasının temel kaygısı, oğlunda çok küçük yaşta keşfettiği bu tanrı vergisi yeteneği yaşamını kazanması yolunda değerlendirmek olmuş. Bugün hala aşılamamış olan eserlerini zamanın ‘eğlencelik’leri olarak sipariş üzerine bestelemiş. Mesela ‘Figaro’nun Düğünü’ komik operası… yada bunun tam tersi… Requiem(ilahi) dendiğinde batı müziğinde akla gelen ilk ama Mozart’ın son eseri… 150 dükaya malolmuş sipariş verenine…

Her sanatçı hayatını kazanmak için çalışmak zorunda kalmamış gerçi… çok olmasa da bu yönde de örnekler var… Toulouse-Lautrec mesela… hiç ihtiyacı yok paraya… hatta çizdiklerini sergileyebilmek için izin alması gerekmiş sürekli gittiği kabare sahibinden… zevk aldığı için vurmuş her bir fırça darbesini… ama döneminde ikinci sınıf olarak görülen afişleri sanat haline gelmiş ondan sonra…

Vinci, Mozart, Lautrec… ve hemen akla gelebilecek daha niceleri… sanat yaptıklarının farkındaydılar belki ama yaşama tutunma kaygısındaydılar ekonomik veya duygusal olarak daha çok da. Farkında mıydılar, farklı olduklarının? Olabilirler miydi?

Kızamadım sivri söylemlerini duyduğumda oyuncularımıza hiç… bu genç yaşlarında, onlar farkında olabilirler mi ki, yaptıkları bir iş tahminlerinin ötesinde sıyrılacak diğerlerinden. Ne sanat ne değil… ne kalıcı, ne uçucu… bu ayrımı onlar yapamaz diye düşünüyorum… bu sıcaklıkta değil, bu kadar günlük yaşarlarken değil… sinema filmleri mesaj veren söz söyleyen, dizi filmler tüketilen bir eğlencelik olarak algılanırken, değil. Bu ayrımı zaman yapacak. Olan da o zaten. Belki daha tecrübeli olan ekip farkına varabilirdi ‘özel’ bir şey ortaya çıkardıklarının. O da olmadı!

Katagori konusuna… benim de çok önem verdiğim söylenemez açıkçası. Keşke Drama dalında olsaydı… umarım bir dahaki sene listeye bu daldan girer Asi. Bu konuda mühimsediğim şeyse, beş kıtada günlük televizyon seyircisi reytinglerini istatistiksel olarak doğru tespit edişleri ve bu bilginin kabul görerek firmaların pazarlama stratejilerini dayandıracak kadar değer verilmesi. Asi öylesine tıklarla gelen oylarla o üç eserlik listeye girmedi… Bu çıkış S.Koloğlu’nun yazısında da değindiği gibi, dikkatleri sektöre çekecektir. O noktada Asi’nin ulaştığı yerden yukarı tırmanması lazım artık… başarılı olacağındansa hiç kuşkum yok.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme